logo

18 Ocak 2020

ELEKTRİK VE MEDENİYET

Orhan Sunac

Orhan Sunac
oktaydemir33@hotmail.com

ORHAN SUNAÇ

1977 yılında çalışmakta ve yüzde 10,5 hissedarı olduğum inşaat firmasında asfalt kaplama işine de girmeye karar verdik.
Birkaç arkadaş ile Almanya’ya ve elimizdeki dokümanlardan seçip beğendiğimiz plenti imal eden firmaya gittik.
Ticaret müdürüne 3 takım plent alacağımızı söyleyince hemen teknik müdürü çağırdı. Teknik müdür geniş izahat verdi, kesin satın alma kararı verdik. Sıra geldi ticaret müdürü ile pazarlığa. O konuda da anlaştık.
Bu tesisler çalışırken dönerek karıştırıcıya kum-çakıl ileten iki ucundan mesnetlenmiş, çapı çok büyük ve yüksek eğimle bir boru var. Tesis çalışırken bu borunun alt ağzından malzeme yüklenir, yukarıdaki ağzından da malzemenin nemini tüm uçurarak kuru hale getirmesi için alev püskürtülür.
Teknik müdüre; şayet tesis çalışırken elektrik kesilirse sadece iki ucundan mesnetli çok sıcak boru, sehim yapan yani içindeki ağırlık sebebiyle eğilir ve kullanılamaz hale gelir. Buna karşı ne yapacağız diye sorduk.
Teknik müdür bir süre bizlere hayretle baktıktan sonra elektrik gece-gündüz devamlı hizmet veren bir şeydir dedi ve neden nasıl kesilebilir diye sordu. Biz sorumuzu değiştirdik, mesela dedik, bu işin meselası olmaz dedi, farzedelim dedik, bu işin farzedilmesi de olmaz dedi ve kesti attı biz de sustuk. Tesislerimiz gelip birini Samsun Bafra’ya birini Sivas Yıldızeli’ne üçüncüsünü Manisa Salihli’ye kurunca her tesis için, tesisimizin kapasitesine uygun olacağını hesapladığımıza göre üç adet CAT D345 jeneratör alıp kesintiler yüzünden ülkenin parasını harcayıp kurduk. Tesis çalıştığı sürece bunları stanby durumunda tutarak meseleyi halletmiş olduk.
Bu olayları yaşarken aklıma şu olay geldi. Bizim Almanya’da aldığımız cevaptan çok süreler önce New Yok’ta bir akşam 30 seneden beri hiç yaşanmayan bir olay olmuş, elektrikler 25-30 dakika sönmüş. Gazetelerin yazdıklarına göre başta zenciler olmak üzere halk bütün mağazaları yağmalamış.
Bizde ise yağmur yağar kar yağar kesilir, kuvvetli rüzgar eser kesilir bakım var denilir kesilir. Bunları geçin sakin yaz günlerinde de sık sık kesilir. Düşünüyorum, bu ileri medeni ülkelerde saydığım tabiat olayları hiç mi olmuyor ve bu tembel, ihmalkarlar hiç bakım yapmazken başlarına gelecek felaketlerden hiç mi korkmazlar?
Daha sonra üç şeker fabrikası ihalesini kazandık. Her biri için Almanya’dan beton santrali getirttik. Kitapçığında, planına göre yüksek B.A. ayakları inşa edince ayakların dibinde santralın montajını tamamlayınca işletmeye alıp teslim etmek üzere teknisyen isteyin yazıyordu. Önce santralı Ağrı’da tamamlayınca merkezimize teknisyeni çağırın dedim. Ben de yaklaşık 8 ton ağırlığında olan santralı kaldıracak vinç aramak üzere Erzurum’a orada DSİ ve Karayolları gibi vinç bulunabilecek kurumlardan rica ettim, hepsinden yok cevabı alınca Ağrı’ya döndüm ve bu bölgelerden başka hava üs komutanlığına gitmeyi düşünürken teknisyen geldi ve vinç nerde diye sordu, yok dedim. O vakit ben dönüyorum deyince ağzımdan çaresizlikten doğan şu cümle çıktı; “Burası Ağru, bizim işimizi yapmadan dönmeye kalktığın anda kurşunu yersin” dedim, adam gitmekten vazgeçti. Ben de Ankara’dan 13/4 yarda küplük ekskavatörümüzü 10 tona dayanıklı bir takım halatla çok acele göndermelerini söyledim. Teknisyeni de Ağrı’nın kalınabilecek tek otelinde tek yataklı bir odaya yerleştirdim. Siz Almanlar akşamları bira veya şarap içme alışkanlığındasınız, sizin tercihiniz ne dedim, şarap dedi. Ağrı’da içkili tek yer var. Daracık uzunca bir koridor şeklinde. Bir duvara dayalı masalarla öbür duvar arasında bir kişinin geçebileceği kadar bir mesafe var. İçkiyi de yalnız burası satıyor. Burada 10-15 dakika oturan kimse içmeden sigara dumanı ve alkol buharından sarhoş olur. Her akşam buradan en iyisinden bir şişe ucuz şarap alıp misafirimize götürüyorum. Otelde içki içmek yasak olduğu için adam şarabını içinceye kadar oturuyorum, boşalan şişeyi alıp şantiyede çöpe atıyorum. Bu zamanda sohbet ediyoruz. Bir akşam bana bir fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta hiç görmediğim mobilya gibi birşey var, bu ne diye sordum, bu cihazı ilk olarak kendim 50 gün çalışarak yaptım. Ben o hesaplardan anlamam, parabollerinin hesaplarını kızlarım yaptı, ben imal ettim, bununla buhar elde ediyorum dedi.
İl İmar Müdürlüğü’ne gelen İsrail büyükelçiliğinin bültenlerinin birinin kapağında Tel Aviv’in havadan çekilmiş fotoğrafı vardı. Hiç görmediğim ve ne olduğunu anlayamadığım hemen bütün evlerin damındaki şeylerin ne olduklarını arkadaşlarım da bilemeyince Bakanlıktaki Musevi asıllı bir arkadaşa gittim, sordum. Bunlar güneş enerjisi ile sıcak su üreten cihazlar dedi. Bunlar yalnız İsrail’de mi var dedim, hayır Mısır’da, Ürdün’de, Lübnan’da, Kıbrıs’ta da var dedi.
1972’de yıllık iznimi alarak Kıbrıs’a gittim. Kıbrıs’ta yaşayan amcamın yardımı ile Kıbrıs’a gidebildim. Türk evlerinin damlarında projesini temin ettim, ancak sıcak su deposunun iç düzeyinden tam emin olamadığım için bir Rum imalathanesine gittim, ‘ben Magosa’da yaşıyorum. Evime bir cihaz alacağım, yalnız komşularım, bu cihazı yapan bazı firmalar iç depoyu çinko yapıyorlar çabuk çürüyor, bazıları da bakır, onlar uzun ömürlü oluyor dediler, siz hangi malzemeden yapıyorsunuz’dedim. Beni doğru imalathaneye götürdü, bak biz hep bakır kullanırız dedi. Tabii ben bu arada hep ölçü almakla ve kullandıkları tecrit malzemesini öğrenmekle meşgulüm. Türkiye’ye dönünce Mersin-Adana karayolunun Mersin çıkışında yola dayalı 2 dönüm bir arsa aldım. Seydişehir’deki işimi bitirip teslim edince çalıştığım firmaya ayrılıyorum dedim. Bir ay para aradım, bu arada firma devamlı olarak beni arayıp sonra beni Diyarbakır Tıp Fakültesi ve 1050 yataklı inşaatın şantiye şefliğine gitmeye ikna ettiler. Asıl sebep hayalimdeki atelyemi yapacak paramın olmaması ve bulamamamdı.
Şantiyeye varınca ilk dikkatimi çeken olay, şantiyede yatan mühendis, mimar arkadaşların bütün gün tozla toprakla uğraştıktan sonra bir duş alamamaları oldu. Çünkü piyasada LPG tüpü bulunamıyordu. Hemen bizzat uğraşarak bir adet yaptım ve şantiyenin damına yerleştirdim. Bu sebeple arkadaşlarımdan aldığım dualar bana yeter. Kolordu kumandanı bunu nasıl haber almışsa duymuş ve bana emir subayını göndermiş, kumandan sizden bu cihazın projesini rica ediyor dedi. Memnuniyetle verdim, eğer yaptılarsa cihazı Türkiye’de 2. olarak yapan oldular.
Ben de bu önceliğiyle konuya meraklıyım ya Almanya’ya bir gidişimde ahbap teknisyenin Heidelberg’ten 20-30 km uzaklıktaki köyüne gittim. Tesadüf teknisyen de bir servisten o gün döndüğü için evdeymiş. Bana önce köy evini gezdirmeye başladı. Birinci sınıfı işçilik bir mimar olarak hemen dikkatimi çekti. Ev 2 katlı girişte antreden sonra WC, mutfak, yemek köşesi ve yatak odaları var. Salon o kadar büyükk ki kızlarının bir köşedeki kuyruklu piyanosu ufak bir mobilya gibi görünüyor. Alt katta bir oda hanımın çamaşır diğeri ütü odası bir oda seramik yapımına meraklı bir kızının tam teşkilatlı yapım odası. Kızı bu odada yaptığı seramikleri köyde senede bir kere açılan panayırda satar yıllık harçlığını kazanırmış, yanındaki oda diğer kızının hobi odasıymış. Son oda teknisyenin tüm çeşit aletlerinin bulunduğu mekanik atelyesi.
Sonra çıktık bahçeye. Ağrı’da fotoğrafını gördüğüm cihaz burada konulu. Cihaz, benim o hesaplara aklım ermez, hesabını kızlarım, imalini benim yaptığım dediği 2 parabolik panelin bir boruya bağlanmasından ibaret. Esası güneşin kısa ve uzun günlerde yüksek veya alçak bir seviyede her saat aynı bir düşey düzlem üzerinde yanı yerden geçmesi prensibine dayanıyor. Bir elektronik sistemle programlandırılan boru her sabah güneşi tam karşısına alınca güneşin hızına uygun olarak istenen yere dönüyor. Böylece buhar elde ediyor. Üretilen buhar evin mutfağında, banyosunda ve çamaşırhaneye sıcak su deposuna gelinceye kadar yoğuşup kaynar su oluyor.
Teknisyenin bu benim icadım, Almanya’da tek dediği güzel görünümlü, ucuz ve uzun ömürlü olacak, evlerden seralar için olacak boyutlarda imal edilebilecek bu fevkalade sistemi de Türkiye’ye getirecek ilk kiş olmayı çok isterdim ama getiremezdim, çünkü aşılamayacak bir engelimiz vardı: Elektrik kesintisi. Bir kesinti halinde cihaz duracak, güneş yürüyecek.
Özel sektörde 20 seneden fazla çalışmakla çalışma ve düşünce sistemini iyi anlamış kişi olarak kesin konuşacağım, kârından önce gelen başka bir düşüncesi olmadığı için şirketlerin hat iyileştirmesi yaparak ülkeyi bu kesintilerden kurtarması beklenemez. Ülke belki, benim karşılaştığım ufacık engel gibi, belki çok daha önemli yeniliklerden mahrum kalmıştır. Onun için sadece:
1- Elektrik özelleştirilmesine
2- Tank palet fabrikasının kiralanmasına
Kesin olarak karşıyım.
Bir de her haber bülteninde dünyanın bütün vurdu kırdı, öldü öldürüldü haberleri yanında BBC’nin yaptığı gibi, ı sırada dünyanın herhangi bir ülkesinde insan hayatını iyileştirecek bir buluş veya hareket varsa onun da duyurulmasını bekliyorum. Ülkemizin medeniyetten uzaklığının göze ilk çarpan göstergelerinden biri olan trafik ve elektrik kesintilerinin bitirilmesi hakkındaki uzun temenni yazımı Aziz Nesin’in bir anlatısı ile bitiriyorum.
Bir ülkede o yıl dünyada en zor ve enteresan ameliyatı yapan cerrahı seçmek üzere bir kongre düzenlenmiş. Bütün cerrahlar operasyonlarını anlatmışlar. En son bizim Türk cerrah çıkmış ve ben bir bademcik ameliyatı yaptım der demez bütün cerrahlar gülerek bu tıpta en basit ameliyat demişler. Bizim cerrah, ‘sayın meslektaşlarım, izin verin yaptığım ameliyatı anlatayım demiş ve devam ederek, benim yaşadığım ülkede korkudan insanlar ağızlarını açamıyorlardı, onun için ben bu ameliyatı hastanın ağzı kapalı iken yaptım’ demiş ve kopan alkış tufanı ile dünyada yılın en başarılı ameliyatını yapan cerrahı seçilmiş.

#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÖZLEDİM ATAM

    09 Kasım 2020 YAZARLAR

    TÜRK ÇOCUĞUNUN SEYİR DEFTERİ Küçüktüm, ilkokulda siyah önlük giyilirdi. 10 Kasımlarda Atatürk büstü çocukların getirdiği çiçeklerle kaplanırdı. Yavru Kurt isimli öğrenci gurupları izci kıyafetleriyle yanan meşalelerin yanında nöbet tutarlardı. Saat dokuzu beş geçe siren sesleri kaplardı gökyüzünü. Araçların korna sesleri kulakları sağır edercesine basılı tutulurdu. Hayat dururdu. Tüm halkın yüz ifadesi tek olurdu ÜZGÜN. Atatürk sevgisini hiç bitmeyecek bir şekilde içime yerleştiren ilkokul öğretmenimdi. Namaz kılmayı da O öğretti bana. Alfa...
  • ANAMUR NASILDI

    28 Ekim 2020 YAZARLAR

    On sene geriye dönüp baktığımızda bu süre zarfında neler olmuş, neler olmamış. Vatandaş anlatıyor.. On sene önce çeyrek altın seksen liraydı. Bir dönüm seranın maliyeti elli bin liraydı. Beş kilo yoğurt yedi liraydı. Hem de köy yoğurdu. En hası en kaymaklısından. Faizler düşüktü. Ev fiyatları düşüktü. Yüz bin liraya sıfır, altmış bin liraya ikinci el ev alabilirdin diyor vatandaş. Sıfır bir yerli arabanın maliyeti sadece yirmi beş bin lira. Muz iki liraya satılırdı o zamanlar ve üretici kazanırdı. Muz ve çilek üreticisi kazandıkça ekim alanını...
  • YENİ NORMAL

    12 Ekim 2020 YAZARLAR

    EĞİTİM Hayırlısıyla bugün okullar kapılarını minik çocuklarına ardına kadar açıyor. Haftalarca süren ciddi toplantılar ve çalışmalar sonucu , okul öncesi ve ilk okullar  eğitime bugün başlıyor. Çocuklar okulu çok özlemiş keza öğretmenler de çocukları özlemişler. Veliler ilk kez bu kadar uzun bir dönem çocuklarıyla beraber zaman geçirdiler. Bunda da bir hayır var diye düşünüyorum. Belki çocuklarının hiç bilmedikleri yönlerini keşfettiler belki de eksik kalmış sevgilerini doya doya yaşadılar.. Belki de okulun ve öğretmenin hayatımız da n...
  • ALKIŞLAR YÜCELEN’E

    20 Temmuz 2020 YAZARLAR

    Evet Anamur a hizmet eden kim olursa bize düşen alkışlamak ama bu defa ellerimiz kabarana dek alkışlıyoruz. Kolay değil, Dünya ekonomisinin kötüye gittiği bu dönemde en büyük firmalar dahi kısıtlamaya  ve küçülmeye giderken aldığımız bu haber bizi fazlasıyla gururlandırdı, YÜCELEN GRUBU daha da YÜCELTTİ. Ankara da yaşamasına rağmen Anamur’u gönlünde yaşatmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi.Ne uzak olsa da  Anamur hep onun içinde yaşıyordu. Rahmetli Babası Devlet Adamı, Anamur’un medariiftihari Rüştü Kazım YÜCELEN  memlekete öyle bir miras bırakm...